BAKIYORUMGÖRÜYORSUNİZLİYORBAKIYORUZİZLİYORSUNUZGÖRÜYORLAR

 

 

Modern birey bir yandan devasa ve paranoyak bürokratik yapıların gölgesinde nefes almaya ve rutinin dayanılmaz ağırlığı altında yaşanan gündeliklerine anlam kazandırmaya çalışırken, diğer yandan da gayet paradoksal bir biçimde kendisinin de içinde olduğu yapıların hükümranlığına karşı mücadele etmekten hiç vazgeçmez.

İnsanoğlunun varoluş moduyla paralel olarak, dünyayı algılama biçimi de değişir demiş Benjamin bir yerlerde. Yani, her yeni varoluş şekli kendi anlamlandırma yollarını da beraberinde getirir. Modern insan için bu anlamlandırma yeni bir görsel kültürün doğuşuyla şekillenmiştir. Modernizm önceliğini göz’e vermiş, ki bu da görme, bakma, izleme, izlenme, röntgenleme gibi kavramlarda değişik formlarını bulmuştur. Dışarda ya da içerde neyin görülmesi gerektiği sosyal olarak belirlenir. Yani görülmesi, izlenmesi ve seyredilmesi gereken ne varsa önceden belirlenmiştir, rastgele bir bakıştan sözetmek mümkün değildir.

Bu yapılanmanın ilk tohumlarının atıldığı yer de büyük şehir olmuştur. Bulvarın varlığı, şehir yapısının değişmesi, çok farklı insanların bir araya gelmesini, farklı sınıflardan ve kültürlerden insanların aynı sokak ve caddelerde buluşmalarını sağlamıştır. Şehrin hareketliliğinin temel kaynağı bu karmaşık kalabalığın yegane ortak eylemi de şehrin onlara sunduğu malzemeyi izlemek olmuştur. Yani, şehrin kendisi 19. yüzyıldan itibaren seyirlik bir malzeme olmuş, metalaşmış ve bütün ruhu gözün sınırları içine hapsolmuştur. İşte bu değişim, kapitalizmin görsellik üzerinden kendine yeni bir yol seçmesi ve de şehir sokaklarının insanların birbirlerini, dükkanları, araçları yani sokak ve caddelere konu olan herşeyi seyretmelerine sahne olan bir gösteri mekanı haline gelmesiyle devam eder. Modern bakışın kurulduğu ve göze sağlanan üstünlüğün ilk tohumlarının atıldığı yer kent mekanıdır. Seyirci-izleyici insan modelinin ortaya çıkması da bu döneme rastlar. Şehir sokakları kapitalizmin kendini reklam panoları, dükkanlar, kafeler, sinemalar, tiyatrolar, barlar vb. yerlerle pazarladığı mekanlar haline gelince, şehir sokaklarını arşınlayan kişi mitosu “potansiyel gezgin”den, pazarın hedef tahtası haline gelen “potansiyel müşteri”ye evrilmiştir. Seyirlik malzemenin kendisine bağımlı hale gelen, tüm ilişkilerini gördükleri ve nasıl göründüğü üzerine inşaa eden birey, bir yandan izlemenin eğlencesine kendini kaptırırken, diğer yandan da kendi normalliğini diğerlerinin görünüşü, tavırları yani göz ufkunun darlığına hapsolmuş her ne varsa onun üzerinden kurgular. Normal ve olağan olan şey bu yolla tanımlandığında, bir yandan da oto-kontrolün esas malzemesi olan anormal, olağandışı, illegal, garip, farklı ya da ahlak dışı olan her ne varsa doğal olarak tanımlanmış olur. Bu durumda insanoğlunun belki de en az güvenilmesi gereken duyu organı olan gözün hükümranlığı aslında bir piyasa stratejisinden öteye gitmemektedir. Bu piyasa stratejisi, işlemek için düzene, kurallara ihti-yacı olan ekonomik yapı için gerekli hegemonyasını da böylece kurmuş olur. Bu düzenlilik ve kurallar bütününün denetleyicileri sadece devlet mekanizması değil, aynı zamanda kendi gözünün meşruiyetine inanan bireydir. Bu birey, gerektiğinde toplumsal kontrol vasıtasıyla iktidar pozis-yonuna girer, gerektiğinde ise oto-kontrol yoluyla kendi içine hapsolur. Güvenlik ve düzen paranoyasını aşamayan kapitalizm kendi kontrol mekanizmasını da yine görme ve izleme üzerinde kurar.

Gözleme, kaydetme, izleme amaçlı teknolojik ürünlerin hepsinin militarist amaçlarla icat edildiği göz önüne alınırsa, bu paranoyanın nelere hizmet ettiğini anlamak mümkün olacaktır. Güvenlik kameraları ve güvenlik görevlileri suçu ve suçluyu birebir izlemeyi mümkün kılarken, ulusal ya da global çaptaki güvenlik paranoyaları teknolojiyi bütün özel hayatı hiçe sayan bir bilim kurgu öyküsünün baş kahramanı yapmıştır. Telefon hatları, cep telefonları, internet, telsizler, fakslar vb. bütün iletişim kanallarının denetlenebiliyor olması modern bakışın ne derecede güvenlik ve düzen takıntılı olduğunu gösterir. Özel alanı kontrol altına alan televizyon ise “gösteri”nin ana üreticilerinden biri halini almıştır. Televizyonun kendisi en kuvvetli kontrol mekanizmasına dönüşecek, hem toplumsal yapının yeniden üretimini sağlayıp hem de bir boş zaman eğlencesi olarak insanları dört duvar arasına hapsetmesiyle “burjuva ailesi ve evi” kültlerinin ideolojisini sağlamlaştıracaktır.

Modern bakışın değişik formlarının sorgulanması aslında beraberinde birçok kavramın –güvenlik, düzen, militarizm, normal, anormal, legal, illegal vb.- sorgulanmasını da gerektiriyor. Böyle bir sorgulamayı yapabilmemiz için de izleme, izlenme ve seyreyleme mekanizmaları hakkında bilgilenmemiz ve karşı duruş stratejilerimizi umursamazlık yerine farkındalık üzerinden kurmalıyız.

internette bulduk:

http://www.korotonomedya.net/kisadevre/index.html

daha çok yazı ile besliycez burayı...