Yirmi beş yaşında Amerikalı bir genç kız olan June Houston, sözde hayaletlerin saldırısından korunmak için evine, stratejik noktaları (yatağın altı, bodrum, kapının önü vb.) sürekli gözetleyen on dört kamera koydurttu. Bu live-cam'lerin (yirmi dört saat sürekli hareket ederek canlı yayın yapan kameralar) her biri Ağ içinde yer alan bir siteye görüntüler aktarmak üzere ayarlanmış. Bu siteyi İnternet'te ziyaret eden kullanıcılar böylece birer hayalet "gözetleyici"sine dönüşüyor, ghost watcher oluyor. Bir diyalog penceresi, ortalıkta herhangi bir "uçucu varlık" belirecek olursa, June'a bir alarm iletisi gönderilmesini sağlıyor. "Böylelikle, İnternet kullanıcıları sanki bana komşu oluyor, başıma gelen şeyin tanığı oluyor", diyor genç kadın.

Bu röntgencilik olayıyla "tele-gözetleyicilik" yeni bir anlam kazanıyor: Artık söz konusu olan, yaşamımıza haksız yere girip suç işleyenlere karşı kendini korumak değil, yaşanan bir yeri görüntüye açarak bunalımlarını, korkularını tüm bir iletişim ağıyla paylaşmak. "Hayaletlerden korkuyorum. Benim paranoyak olduğumu herkes biliyor", diyor bizim Amerikalı, "ama bir başkasıyla temas etmenin bana daha büyük korku verdiğini anlamaya kimse yanaşmıyor. İnsanların benim alanıma fiziksel varlıklarıyla girmelerini istemiyorum, dolayısıyla, internetin gücünü anlayıncaya kadar, dışarıdan birinin yardımını kabul edemezdim."

June Houston yaptığı bu itirafla sözde "sanal topluluksun niteliğini ve yakınlık kavramım, fiziksel birlikte yaşamaya özgü zaman ve mekân birliğini bütünüyle değiştiren yeni tür bir komşuluğun, "tele-toplumsal yakınlık"ın düşsel varlığını gözler önüne sermiş oluyor. Bu arada bazı İnternot'lar (İnternet kullanıcıları), evinde gördüklerini sandıkları şeyleri genç kadına ileterek ona gerçek "gözetleme raporları" göndermeyi ihmal etmiyor. Sitenin kod adı: "Fly Vision".

Bu anekdot, görevi televizyon izleyicilerine haber ulaştırmak ve onları eğlendirmek yerine, özel kişilerin ev ortamını sergilemek, bu ortamı kuşatmak olan, böylelikle de bir konutun ya da bir semtin komşuluk birliğini devrim yaratacak biçimde değiştirmeye eğilimli yeni tür bir 'tele-vizyon'un ortaya çıkışını bize çarpıcı biçimde gösteriyor.

Bu canlı sergileme sayesinde, her bireyin sahip olduğu evin mekân-zaman'ı potansiyel olarak tüm öteki evlerle iletişim kurabilir hale geliyor. Günlük özel yaşamını sergileme korkusu yerini, bu yaşamı herkese açmaya bırakıyor, öyle ki, June Houston'un çok korktuğu hayaletler, evinin röntgencilerden, gözetleyicilerden, gizli İnternet anketçilerinden oluşan "sanal toplulukça işgal edilmesine izin vermesi için gerekçe oluşturuyor. Günlük yaşamın ölü açılarının yok olduğu bir uçucu görüntü, çalınan görüntü bu. Gerçekten de bu uygulama, bize yakın olan klasik televizyonu, haber bültenlerinin yayımını, yerlerin, konutların oylumlarının saydamlığını, insanların gerçek yaşam ortamlarının duvarlarını aşarak katıksız medyatik görünüme bürünmesine katkıda bulunuyor, böylelikle de bunları bütünüyle dönüşüme uğratarak baştan aşağı değiştiriyor.

(Fransızca'dan çeviren: Aykut Derman)